ALLAH C.C. HZ MUHAMMED (S.A.S) İSLAM VE TASAVVUF,MÜSLÜMAN,ALİMLER,EVLİYALAR

İslam ve tasavvuf, Allah cc,Hz Muhammed (sas),Kuran-ı Kerim
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap
SAAT VE TAKVİM
En son konular
» kabir azabına sebep olan bişeyde ayakta bevletmek
Ptsi Tem. 23, 2012 10:22 pm tarafından farukiler

» dünyadaki kıpırtılar
Çarş. Haz. 29, 2011 10:20 pm tarafından farukiler

» insanlar yaşantılarından hiçte memnun görünmüyor
Çarş. Haz. 29, 2011 10:11 pm tarafından farukiler

» DOĞUM KONTROLÜ İLE İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR
Ptsi Kas. 08, 2010 11:53 pm tarafından farukiler

» ÇEŞİTLİ SORULAR
Ptsi Kas. 08, 2010 11:51 pm tarafından farukiler

» CUMA NAMAZI İLE İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR
Ptsi Kas. 08, 2010 11:49 pm tarafından farukiler

» CİHAD İLE İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR
Ptsi Kas. 08, 2010 11:47 pm tarafından farukiler

» BİD'AT - SÜNNET İLE İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR
Ptsi Kas. 08, 2010 11:45 pm tarafından farukiler

» BEY'AT - İNTİSAB İLE İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR
Ptsi Kas. 08, 2010 11:44 pm tarafından farukiler

HADİS ÖĞRENELİM
KURAN’DA ARA
Diyanet Meali
Elmalılı Y. M.
RADYO DİNLEYİN
NAMAZ VAKİTLERİ
FORUM GAZETE
HAVA DURUMU
İL İL TÜRKİYE
forex
İNGİLİZCE-TÜRKÇE ÇEVİRİ

Türkçe - İnglizce / İngilizce - Türkçe Çeviri
Kelime:

© 2008 forex


forex
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
AKVARYUM

ONLİNE SÜRENİZ
FORUM SAYAÇ
http://farukim.eniyiforum.biz

Paylaş | 
 

 ALLAH (CC) SANATI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
farukiler
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 122
FORM AKTİVASYON PUANI : 300
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 20/12/08

MesajKonu: ALLAH (CC) SANATI   Perş. Eyl. 23, 2010 10:55 pm

İnsan sadece bir kaç dakika için üzerinde yaşadığı dünyayı ve kendisine yaşam veren şeyleri dikkatlice düşündüğünde hayrete düşecektir. İnsan, aldığı her nefeste,vucudundaki hücrelerin ve dünyadaki sayısız detayın inanılmaz uyumu sayesinde yaşayabilmektedir.Bu detaylardan biri tam çalışmasa tüm yaşam durabilirdi.Bu detayların sadece bir kaçını saymak bile insanı hayrete düşürebilir.İşte Allah'ın detay sanatından bir kaç örnek:

İnsan vücudunda 100 trilyon hücre bulunur.Her hücre dev bir fabrika gibidir.Her birinde 200.000 çeşit ürün üretilir.

İnsanın tek bir hücresindeki DNA molekülünde, tam 1.000.000 ansiklopedi sayfasını dolduracak bilgi bulunur.

Toplam uzunluğu 1,5 metreyi bulan DNA molekülü, toplam kalınlığı milimetrenin milyarda biri (1 nanometre) olan kromozomlarda paketlenmiştir.Bir DNA molekülünde,3,5 milyar nükleotid, yani harf bulunur.Harflerin diziliş sırası da, insanın yapısını en ince ayrıntılarına dek belirler.

Beynimizde, hafızaya kaydedilen her an,100.000.000 sinirin, saatte 400 km. hızla yaptığı 1000-500.000 arasındaki bağlantı sayesinde olmaktadır. Vücudumuzdaki ortalama 5 milyar kılcal damarın uzunluğu, 950 km. yi bulur.


Akciğerlerimizde yaklaşık 300 milyon küçük odacık vardır. Bundaki amaç,ciğerin hava ile temas eden alanını maksimuma çıkarmaktır.


Bir enzim,girdiği reaksiyonu 10 milyar defa hızlandırabilir.Böyle bir hızlandırma olmasaydı,5 saniyelik bir süreç,örneğin; bir cümlenin okunması 1500 yıl sürerdi.


İnsan hücresinin içinde 3500 den fazla enzim bulunmaktadır.Bunlardan bir veya birkaç tanesinin eksik olması durumunda hücre içi faaliyetler tamamen birbirine karışabilir.Bunun sonucu ise hücrenin parçalanıp bozulması,yani canlılığın sona ermesidir.

Dildeki tat alıcı hücreler, 10 günde bir yenilenir.

Kandaki hücreler, vücuttaki kan miktarının yarısını oluşturmalarına rağmen, yan yana dizildikleri takdirde 96.500 km.lik bir çizgi oluşturabilecek kadar fazladırlar. Bu , dünyanın çevresini 2 kez dolaşmaya yeterli bir uzunluktur.

Evrende 300 milyara yakın galaksi ve bizim galaksimiz olan Samanyolu’nda da 300 milyara yakın yıldız vardır.Ve tüm bu gök cisimleri,hem kendi etraflarında,hem de bağlı oldukları sistemlerle dönerler.Hatta bazen galaksiler, birbirlerinin içinden geçerler.

Dünya, Güneş’in çevresinde dönerken öyle bir yörünge çizer ki, her 29 km.de doğru bir çizgiden ancak 2,8 mm. ayrılır.Bu sapma, 2,5 mm. olsaydı,yörünge çok geniş olurdu ve donardık.Sapma, 3,1 mm. olsaydı, kavrulurduk.

Dünya’nın ekseni 23 derece 27 dakikalık bir eğime sahiptir.Eğer bu eğim olmasaydı, kutuplarla ekvator arasındaki ısı farkı çok daha artacak ve yaşanabilir bir atmosferin var olması imkansızlaşacaktı.

Dünya,uzayın ortalama – 270 C lik dondurucu soğundan,atmosferi sayesinde korunur.

Evrendeki en büyük kuvvet, atom çekirdeğindeki protonları bir arada tutan “Güçlü Nükleer Kuvvet”tir.Ve yerçekimi kuvvetinden milyar kere milyar kere milyar kere milyar kat daha güçlüdür.

Atom çekirdeğinin çevresinde 7 yörünge vardır.Asla değişmeyen bu 7 yörüngedeki elektron sayısı da,bir matematiksel formülle belirlenmiştir.Elektronlar,atom çekirdeğinin çevresinde saniyede 1000 km. gibi akıl almaz bir hızla dönerler ve asla birbirleriyle çarpışmazlar.

Atmosferdeki oksijen oranı %21 dir.Eğer bu oran daha fazla olsaydı,yanma reaksiyonları daha hızlı gerçekleşecek,yeryüzü hızla aşınıp eriyecekti.Eğer biraz daha az olsaydı,solunum zorlaşacak ve dünyayı zararlı ışınlardan koruyan ozon tabakası olmayacaktı.

Ölçümlere göre, yeryüzünden saniyede 16.000.000 ton su buharlaşır.bu miktar bir yılda 505 trilyon tona ulaşır.Bu aynı zamanda bir yılda dünyaya yağan yağmur miktarıdır.

Kümülonimbus türü fırtına bulutunun ağırlığı , 300.000 tona ulaşır.

Bir yaprağın yüzeyinin 1milimetrekaresinde 50-700 kadar gözenek(Stoma) olabilir.Yaprağın tamamında ise gözenek sayısı milyonları bulabilir.Örneğin; ayçiçeğinin tek bir yaprağında 13 milyon stoma sayılmıştır.

Bir yaprağın ortasındaki 1 milimetrekarede 500.000 adet klorofil bulunur.Klorofil, havadaki karbondioksidi, elde ettiği hidrojenle birleştirme görevini, saniyenin 10 milyonda biri kadar kısa bir sürede yerine getirir.

Arının bütün petek hücrelerinde, balın dışarıya akmasını engelleyen 13 derecelik bir eğim vardır.450 gram saf bal elde edebilmek için, yaklaşık 17.000 balarısının 10 milyon çiçeği ziyaret etmesi gerekir.

Kuşların V şeklinde uçuşu, %20 oranında enerji tasarrufu sağlar.

Bir örümceğin ipi ,kendi kalınlığındaki bir çelikten 5 kat daha sağlamdır.Ve kendi uzunluğunun 4 katı kadar esner.Bir örümceğin ipi,dünyanın çevresi kadar uzatılsa,ağırlığı sadece 320 gram gelir.

Bir fincan kahvede 1000 den fazla kimyasal madde bulunur. Hiçbirinin tek başına bir tadı yoktur, ancak her biri bütün kahve tozunun birer parçasıdır ve bir araya geldiklerinde kahve tadını oluştururlar.

Burada verilen örnekler, yaratılmış sayısız detaydan sadece bir kaç tanesidir. Allah ilmi ve rahmetiyle tüm varlıkları kuşatmış ve her an kontrolü altında tutmaktadır.Kainattaki her şey bizim Allah'ı tefekkür etmemiz, Rabbimize şükretmemiz ve O'nun istediği doğrultuda yaşamamız için yaratılmıştır. Peygamber Efendimizin (SAV) buyurduğu gibi “Bir anlık tefekkür, bir yıllık nafile ibadetten hayırlıdır.”

"Rabbim,ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?" (Enam Suresi, 80)

"Gönül sahipleri ayakta iken, otururken, yanları üstünde yatarken, Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: ‘Rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın’ derler” (Al-i İmran, 191).
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://farukim.eniyiforum.org
farukiler
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 122
FORM AKTİVASYON PUANI : 300
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 20/12/08

MesajKonu: Geri: ALLAH (CC) SANATI   Perş. Eyl. 23, 2010 10:59 pm

Hayvanlar, bütün çeşitliliği ve canlılığıyla, ekolojik dengenin en önemli unsurlarından birisidir. Yeryüzündeki binlerce çeşidiyle ekosistemin devamının vazgeçilmez unsuru olan çoğu hayvan türü günümüzde maalesef büyük bir tehditle karşı karşıyadır.
Kur’ân’a bu gözle baktığımızda ekosistemin önemli üyeleri olan hayvanlara verilen önem hemen fark edilir. Meselâ Kur’ân’ın bazı sûreleri hayvan adını taşımaktadır: Bakara (inek) sûresi, Nahl (arı) sûresi, Ankebût (örümcek) sûresi, Neml (karınca) sûresi. Ayrıca, Kur’ân’da, çeşitli hayvanlardan bahsedilmektedir: Koyun, Deve, Öküz, İnek, At, Katır, Eşek, Köpek, Maymun, Domuz, Yılan, Kurt, Arı, Karınca, Örümcek, Sivrisinek, Sinek…
Kur’ân’ın hayvanlarla ilgili dikkat çekici bir ifadesi de, hayvanların ümmet olanak kabul edilmesidir. İslâmî gelenek ve literatürde özel ve önemli bir kavram olan ümmetin hayvanlar için de kullanılması gerçekten dikkat çekicidir: “Hem yerde hareket eden hiç bir canlı, kanatlarıyla uçan hiç bir kuş türü yoktur ki sizin gibi birer ümmet (toplum) teşkil etmesinler. Biz o kitapta hiçbir şeyi ihmal etmedik. Sonra hepsi Rab’lerinin huzuruna sevk edilip toplanacaklardır.” (En’âm sûresi, 38)
Âyet, dikkatlerimizi hayvanlar âlemine çekmekte, onların da insanlar gibi sınıf sınıf olduğunu söylemekte, yürüyen ve sürünen hayvanlardan her türün bir ümmet, bir sınıf olduğunu bildirmektedir: “Allah davarları da yarattı. Bunlarda sizi soğuktan koruyan (deri, yün, kıl gibi) maddeler ve birçok faydalar vardır. Hem onların etlerini ve ürünlerini de yersiniz. Onları akşamleyin ağıllarına getirir, sabahleyin otlaklara götürürken bambaşka bir zevk alırsınız! Bunlar yüklerinizi taşırlar; öyle uzak diyarlara kadar götürürler ki, onlar olmaksızın, son derece zahmet ve meşakkat çekmeden varamazdınız oralara. Gerçekten, bunları size âmade kılan Rabbiniz pek şefkatlidir, rahmet ve ihsanı boldur.” (Nahl sûresi, 5-7)
Bu âyetlerde Rabbimiz, hayvanları anlatırken insanın ihtiyaçlarına cevap verici yönlerini öne çıkarmakta, hayvanların derisinden, kıllarından, tüylerinden, etinden, sütünden faydalandığımıza dikkati çekmekte; ekonomik alanda önemli bir yer işgal ettiklerini bildirmektedir. Ayrıca âyetlerde hayvanların insana, tabiata ve çevreye güzellik sergileyen birer mutluluk sembolü oldukları haber verilmekte, yeryüzünde Cenab-ı Hakk’ın yaratıcı kudretinin en güzel ve en muazzam tezahürleri (görüntüleri) olduğu ifade edilmektedir.
Allah’ın kudreti ve hikmetiyle belli görevler ifa etmek üzere insanlara hizmet için verilen hayvanlarda şüphesiz alınacak pek çok ibretler vardır. İnsanoğlu hayvanlar olmadan hayatın olmayacağını, onlarsız hayatın çok cılız ve anlamsız olacağını maalesef çok geç anlamıştır. Hayvanlarda ilâhî sanatın güzelliği tecelli etmiştir. İşte bunun içindir ki, Allah’ın Kur’ân’da önemine binaen muhatabın dikkatini çekmek üzere, üzerlerine yaptığı yeminlerden birisi de hayvanlardır. (Âdiyât sûresi, 1-5)
Bu kadar sayısız hayvanı ve bunların tâbi olduğu kanunları Allah’ın yaratmasındaki hikmet, hiç şüphesiz insan hayatının sürekliliğini ve güzelliğini sağlamak, dünyayı yaşanabilir, sevilebilir ve ibret alınabilir bir yer kılmaktır.
İşte Kur’ân, hayatın ve tabiatın güzelliğine bir katkı sağlasınlar diye her türden hayvan ve canlının yeryüzüne serpiştirildiğini ifade etmekte, onlardan kiminin karnı üzerinde sürünerek, kiminin iki ayak, kiminin dört ayak üstünde yürüdüğünü bildirmekte, böylece insanların en çok karşılaştıkları hayvanların önemine işaret etmektedir: “Allah her canlıyı sudan yarattı. Kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye kadirdir.” (Nur sûresi, 45)
Kur’ân’ın hayvanlara verdiği öneme paralel olarak Bediüzzaman Said Nursî de eserlerinde ve hayatında hayvanlara çok önem vermiştir. Risale-i Nurda zikredilen hayvan isimlerinin bazıları şunlardır: Arı, akrep, aslan, at, atmaca, balık, böcek, bülbül, camus, ceylan, çekirge, deve, devekuşu, fil, gergedan, güvercin, horoz, hüdhüd, ipekböceği, kaplan, karınca, kartal, keçi, kedi, keler, köpek, koyun, kuddüs kuşu, kurt, kuş, maymun, öküz, örümcek, papağan, pire, serçe, sinek, sivrisinek, sığırcık, tavuk, tavus, tilki, yarasa, yılan, yıldızböceği…
Bediüzzaman, hayvanların Allah’ın memurları oldukları, O’na ayinedarlık yaptıkları (O’nun isim ve sıfatlarını gösterdikleri) ve O’nu tesbih edip zikrettikleri konusu üzerinde ısrarla durarak, insanları lüzumsuz yere hayvanları öldürmekten ve onlara zarar vermekten men etmekte, en azından bir hayvanı öldürürken ne kadar büyük bir cinayet işlediklerini hatırlatmaktadır.
Bediüzzaman’ın hayvanlara verdiği önemi birkaç başlık altında inceleyelim:
1. Hayvanlar, Allah’ın memurlarıdır, O’na Aynadarlık Yapar ve O’nu Zikrederler
“…Ve kâinat baştan başa gayet mânidar bir kitab-ı Samedânî ve mevcûdat ferşten Arşa kadar gayet mucizâne bir mecmua-i mektubât-ı Sübhaniye ve mahlûkatın bütün tâifeleri gayet muntazam ve muhteşem bir ordu-yu Rabbanî ve masnuatın bütün kabileleri, mikroptan, karıncadan tâ gergedana, tâ kartallara, tâ seyyarata kadar Sultan-ı Ezelinin gayet vazifeperver memurları olduğu bilinmesi ve her şey, aynadarlık ve intisap cihetiyle binler derece kıymet-i şahsiyesinden daha yüksek kıymet almaları…”
“Evet, her bir çiçek, her bir meyve, her bir ot, hatta her bir hayvan, her bir ağaç, birer mühr-ü ehadiyet ve birer sikke-i samediyet olduklarını ve bulundukları mekân ise, bir mektup sûretini alması cihetiyle her biri bir imza şeklini alır, o mekânın kâtibini gösteriyor…”
Bediüzzaman’a göre kediler de Allah’ı tesbih edip zikreder. Bediüzzaman kendi müşahedesini şöyle anlatır:
“… Bu bereketler, ya yanıma gelen hâlis dostlarıma ihsandır; veya hizmet-i Kur’âniyeye bir ikramdır; veya iktisadın bereketli bir menfaatidir; veyahut, “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” ile zikreden ve yanımda bulunan dört kedinin rızıklarıdır ki, bereket sûretinde gelir, ben de ondan istifade ederim. Evet, hazin mırmırlarını dinlesen, “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” çektiklerini anlarsın…”
2. Bazı Hayvanlar Yeryüzünün ve Denizin Temizlik ve Sıhhiye Memurlarıdır
Bediüzzaman’a göre âkilüllahm denilen kartal, kurt ve karınca gibi hayvanlar her gün yeryüzünü ve denizi pisliklerden temizlemektedirler. Onlar Allah tarafından görevlendirilmiş temizlik ve sıhhiye memurlarıdırlar. Eğer onlar temizlemeseydiler, yeryüzü ve denizler pislikten geçilmez ve yaşanmaz bir hale gelirdi:
“Evet, Cenâb-ı Hak, nasıl ki deniz yüzünü temizlemek ve her günde milyarlarla ölümler bulunan deniz hayvanlarının cenazelerini toplamak ve deniz yüzünü cenazelerle pislenmiş, çirkin manzaradan kurtarmak için, sıhhiye memurları nev’inden gayet muntazam âkilüllahm bir kısım hayvanatı halk etmiş. Eğer o denizlerin sıhhiye memurları gayet muntazam vazifelerini ifa etmeseydiler, deniz yüzü ayna gibi parlamayacaktı. Belki hazin ve elim bir bulanıklık gösterecekti.
Hem her günde milyarlarla yabanî hayvanlar ve kuşların cenazelerini toplamakla yeryüzünü kokuşmadan temizlemek ve canlıları o elîm, hazîn manzaralardan kurtarmak için nezâfet ve sıhhiye memurları hükmünde olan kartallar ve benzeri kuşlar, kerametkârâne, gizli ve uzak, beş altı saat mesafeden bir sevk-i rabbâni ile o cenazenin yerini hisseden, giden ve kaldıran leş yiyen kuşları ve vahşi hayvanları halk etmiş. Eğer bu yeryüzü sıhhiyeleri gayet mükemmel, intizamperver ve vazifedâr olmasa idiler, zemin yüzü ağlanacak bir şekil alacaktı…
Hem küçücük hayvanların cenazelerini ve nimetin küçücük parçalarını ve tanelerini toplamak vazifesiyle karıncaları nezafet memurları olarak, hem nimet-i İlâhiyenin küçücük parçalarını teleften ve çiğnemekten ve hakaretten ve abesiyetten sıyânet etmekle ve küçücük hayvanatın cenazelerini toplamakla, sıhhiye memurları gibi tavzif olunmuşlar.”
3. Et Yiyen Hayvanlar Her İstedikleri Hayvanı Avlayıp Yiyemezler
Bediüzzaman’a göre leş yiyen hayvanlar, her ne kadar temizlik ve sıhhiye memuru olsalar da, önlerine çıkan her hayvanı yiyemezler. O’na göre onların helâl rızkları vefat etmiş hayvanlardır. Sağlam hayvanlar onlara haramdır:
“Evet, âkilüllahm hayvanların helâl rızkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır. Eğer yeseler, ceza görürler. “Boynuzsuz olan hayvanın kısâsı (hakkı) kıyamette boynuzludan alınır” diyen hadîsin ifadesi gösteriyor ki: Gerçi hayvanların cesetleri çürür; fakat ruhları bâki kalan hayvanların kendi aralarında dahi, onlara uygun bir tarzda, âhirette cezâ ve mükâfatları vardır. Ona binaen et yiyen hayvanlara sağ hayvanların etleri haramdır denilebilir.”
4. Sinekler Öldürülmemelidir
Bediüzzaman hayvanların öldürülmesine şiddetle karşıdır. Hatta hayvanların en küçüklerinden olan ve zararlı zannedilen sineklerin bile öldürülmesini kabul etmez. Bediüzzaman’ın ne kadar büyük bir çevreci olduğunu ve hayvanları ne kadar çok sevdiğini anlamak için, sinekleri öldürmekten değil, hatta rahatsız etmekten bile talebelerini menetmesi hadisesi yeter artar bile. Zira özellikle sıcak yaz günlerinde insanları rahatsız eden ve hastalık mikrobu taşıdıklarına hükmederek değişik usûl ve ilaçlarla öldürülüp telef edilen sinekler ona göre; bilakis temizlik memurlarıdır. İnsanlara temizlik öğretmekte, hem de insanları el ve yüzlerinde bulunan insanın gözüne görünmeyen hastalıkların mikroplarını ve zehirli maddeleri temizlemekte, birçok bulaşıcı hastalıkların önünü almakta, sivrisinek ve pireler de fıtrî hacamat (kirli kanı alma) yapmaktadırlar.
5. Sineklerin Pek Çok Faydası Vardır
Birçok insanın zararlı zannedip ördürdüğü sineklerin yukarıda sayılan faydalarına ilâveten, Bediüzzaman’a göre daha başka faydaları da vardır. Evet, ona göre, sineklerin bazı cinsleri, muhtelif ve kokuşmuş maddeleri yerler, devamlı pislik yerine arılar gibi katre katre şurup damlatırlar. Böylece sinekler küçücük istihale ve tasfiye makineleri hükmüne geçerler. Diğer bir başka cinsi de nebâtâtın çiçeklerinin ve incir gibi bir kısım ağaçların aşılanmasında istihdam olunurlar:
“Sinek pisliği, tıp cihetiyle zararı yok bir maddedir ki, bazen tatlı bir şuruptur. Fakat sinek, yediği binler muhtelif zararlı maddelerin ve mikropların ve zehirlerin kaynağı olmakla, sinekler küçücük istihale ve tasfiye makineleri hükmüne geçmeleri hikmet-i Rabbâniyeden uzak değildir. Evet, arıdan başka sineklerin bazı cinsleri var ki, muhtelif ve kokuşmuş maddeleri yerler, devamlı pislik yerine katre katre şurup damlatırlar. O zehirli, kokuşmuş maddeleri ağaçların yapraklarına yağan kudret helvası gibi tatlı, şifalı bir şuruba tebdil ederek, bir istihale makinesi olduklarını ispat ederler. Bu küçücük fertlerin ne kadar büyük bir milleti, bir tâifesi olduğunu göze gösterirler. “Küçüklüğümüze bakma. Tâifemizin azametine bak, ‘Sübhânallah” de diye lisân-ı hal ile söylerler.”
6. Bülbülün Yaratılmasının Hikmetleri
Bediüzzaman, diğer hayvanlar gibi Bülbülün de boşu boşuna yaratılmadığını, birçok hikmetlere mebnî olarak yaratıldığını ve hikmetli Yaratıcı’nın onu beş gaye için istihdam ettiğini söyler:
“Birincisi: Hayvanat kabîleleri namına, nebâtat taifelerine karşı olan şiddetli münasebâtı ilana memurdur.
İkincisi; Rahmân’ın rızka muhtaç misafirleri hükmünde olan hayvanat tarafından bir Rabbânî hatiptir ki, Rezzâk-ı Kerîm tarafından gönderilen hediyeleri alkışlamakla ve sevinci ilan etmekle görevlidir.
Üçüncüsü: Bütün kuşlara yardım için gönderilen nebâtata karşı güzel bir karşılık verir.
Dördüncüsü: Hayvanların, bitkilere karşı olan aşkını ve şiddetli ihtiyacını, nebâtâtın güzel yüzlerine karşı mübarek başları üstünde beyan eder.
Beşincisi: Allah’ın huzurunda en lâtif bir tesbihi, en lâtif bir şevk içinde, gül gibi en lâtif bir yüzde takdim eder.
İşte, şu beş gayeler gibi başka manalar da vardır. Şu manalar ve şu gayeler bülbülün, Hak Sübhânehu ve Teâla’nın hesabına ettiği amelin gayesidir. Bülbül kendi diliyle konuşur; biz şu manaları onun hazin sözlerinden anlıyoruz. Melâike ve ruhânî varlıkların anladıkları gibi kendisi kendi güzel seslerinin manasını tamamen bilmese de bizim anlamamıza zarar vermez “Dinleyen söyleyenden daha iyi anlar.” meşhurdur. Hem bülbül şu gayeleri tafsilâtıyla bilmemesinden, olmamasına delâlet etmiyor. En azından, saat gibi sana vakitlerini bildirir…
Bülbüle; arı, erkek hayvan, örümcek, karınca, böcekleri ve küçük hayvanların bülbüllerini kıyas et…”
7. Hayvanlardan Değişik Şekillerde İstifade Edilebilir
Bediüzzaman, “Kuşlar da onun etrafında toplanırdı.” (Sa’d sûresi, 18-19) ve “Süleyman Davud’a vâris oldu ve “Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi…” dedi.” (Neml sûresi, 16) âyetlerinin tefsiri münasebetiyle, insanların hayvanlardan değişik sûretlerde istifade edebileceklerini söyler. Ona göre; balarısı, ipekböceği, güvercin ve papağan gibi hayvanlardan istifade edildiği gibi eğer kuşların ve diğer hayvanların dili bilinebilirse mühim işlerde istihdam edilebilirler. Çekirge âfetinin istilâsına karşı çekirgeyi yemeden mahveden sığırcık kuşlarının dili bilinse ve harekâtı tanzim edilse, böylesi faydalı bir hizmette ücretsiz olarak istihdam edilebilir.
8. Hayvanlara Şefkatli Davranılmalıdır
Hayvanlara karşı alabildiğine şefkatli olan Bediüzzaman Said Nursî, kendisine getirilen yemeğin tanelerini hayvanlara olan şefkat ve sevgisini açıkça göstermek için karıncalara verirdi:
“…Bilâhare Siirt’e bağlı Tillo kasabasına gitti. Meşhur bir türbeye kapandığı vakit küçük biraderi Mehmet yemeğini getiriyordu. Yemek içindeki taneleri, kubbenin etrafında bulunan karıncalara vererek, kendisi ekmeğini yemeğin suyuna batırarak kanaat ediyordu.
“Neden dolayı taneleri karıncalara veriyorsun?” denildiğinde: “Bunlarda hayat-ı içtimaiyeye mâlikiyet ve fevkalâde vazifeşinaslık ve çalışma bulunduğunu müşahede ettiğim için, Cumhuriyetperverliklerine mükâfaten kendilerine yardım etmek istiyorum.” cevabında bulunmuştur.”
Bediüzzaman, yanına gelen kedilere ve güvercinlere, yine hayvanlara olan sevgisinden dolayı, kendi yiyeceğinden veriyor ve bundan dolayı da berekete nâil olduğunu söylüyordu:
“… Hattâ değil yalnız ihtiyar akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlukların rızıkları dahi bereket sûretinde geliyor. Bunu teyit eden ve kendim gördüğüm bir misal: Benim yakın dostlarım bilirler ki, iki üç sene evvel her gün yarım ekmek -o köyün ekmeği küçüktü- muayyen bir tayınım (yiyecek, kumanya) vardı ki, çok defa bana kâfi gelmiyordu. Sonra dört kedi bana misafir geldiler. O aynı tayınım hem bana, hem onlara kâfi geldi. Çok kere de fazla kalırdı.
İşte şu hal o derece tekerrür edip bana kanaat verdi ki, ben kedilerin bereketinden istifade ediyordum. Kat’î bir sûrette ilân ediyorum, onlar bana yük, sıkıntı değil, hem onlar benden değil, ben onlardan minnet alırdım.”
“… Ben, Berât Gecesinden az evvel Âsâ-yı Mûsâ tashihiyle meşgulken, bir güvercin pencereye geldi bana baktı. Ben dedim: “Müjde mi getirdin?” içeriye girdi, güya eskiden dost idik gibi, hiç ürkmedi. Âsâ-yı Mûsa üstüne çıktı, üç saat oturdu. Ekmek pirinç verdim, yemedi. Tâ akşama kaldı sonra gitti, tekrar geldi. Berât gecesinde, tâ sabaha kadar yanımda kaldı. Ben yatarken başıma geldi, Allaha ısmarladık nevinden başımı okşadı, sonra çıktı gitti. İkinci gün, ben teessüf ederken, yine geldi bir gece daha kaldı”
Necmeddin Şahiner’in, “Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursî’yi Anlatıyor” kitabında, Bediüzzaman’ın hayvanlara olan şefkatini görenlerin anlattıklarını nakledelim:
“… Bediüzzaman Said Nursî’nin evi tahtaydı. Bazen evindeki bir deliğin ağzına fare gelirdi. “Bak, yemek istiyor” diye ne yiyorsa, ondan bir parça da farenin deliğinin yanına kordu, fare onları yerdi. Ne yerse fareye de illa ikram ederdi.
“… Bazen karıncaları görse veyahut bizler bir taş kaldırsak, ve altından karınca çıksa, taşları geri koydurur. Hayvancıkların rahatını bozmayın derdi…”
“… Fareler için, ayrıca komşu dükkânın çatısındaki kuşlar ve kediler için, ulaşabilecekleri yerlere ekmek parçaları koyardı. Fareler de kediler de ondan rızıklanırdı.”
“Bediüzzaman Said Nursî’nin iki kedisi vardı. Yemek vakti gelince bunlara yemek verirdi, kendisi daha sonra yerdi. Ayrıca dolaplara fareler için yemekler koyardı.”
9. Hayvanlar lüzumsuz yere avlanılmamalıdır
Bediüzzaman Said Nursî, av hayvanlarının avlanılmasını iyi görmemiş, bilakis onların yerine ehli hayvanlarla iktifa edilmesini tavsiye etmiştir. Son Şahitlerin anlattıklarını dinleyelim:
“… Kırlarda avcıları gördüğünde, ‘Tavşanları ve keklikleri vurmayın’ derdi. Ve, ‘Diğer hayvanları incitmeyin’ der ve nasihatte bulunurdu. Hatta çok kişileri avcılıktan menetti.”
Ziyaretine gelen birisinin anlattıkları: “… ‘Ne iş yaparsın?’ dedi. ‘Avcılık, efendim’ dedim. ‘Sizin orada ne gibi hayvanlar bulunur?’ dedi. ‘Ceylan, tavşan, ördek ve keklik bulunur efendim’ dedim. ‘Her ava çıktığınızda ne kadar para masraf edersiniz?’ ‘Bazen olur ki 50 lira da masraf yaparız.’ dedim. ‘Peki dedi, siz o parayla ehlî hayvan alıp etini yeseniz, daha iyi olmaz mı?’ Evet efendim, daha iyi olur muhakkak dedim.”
Sonuç olarak; karıncaları beslemesi, kedi vb. hayvanlara, kuşlara ilgi ve sevgisi, tabiatla içice bir hayat tarzını benimsemesi, sık sık kırlara-dağlara çıkması Bediüzzaman Said Nursî’nin ne kadar çevreci tutuma sahip olduğunu ve hayvanları ne kadar sevdiğini ve bunu bir ahlâk haline getirdiğini ve davranışlarına yansıttığını göstermektedir.
Kur’ân-ı Kerim’i ve O’nun çağdaş bir tefsiri olan Risâle-i Nûr Külliyatı’nı baştan sona anlayarak okuyan bir kişi, kâinattaki varlıkların anlamlı olduğu (mana-yı harfî düşüncesi) şuuruna erecek ve her birinin görevli olduğu inancı ile bu varlıklara zarar verici faaliyetlerden sakınacaktır. Bu da çevre bilincine ulaşmış fertlerden beklenen bir davranıştır. Bütün bunlardan sonra, Kur’ân-ı Kerim’in, İslâm Dini’nin ve Risâle-i Nûr Külliyatı’nın bir bakıma insanlara çevre eğitimi, hayvanlara sevgi ve merhamet dersi verdiği rahatlıkla söylenebilir. Hayvan severler, Bediüzzaman’ın hayvanlara olan bu merhametini takdir edebilseler, herhalde onu hayvanları en çok seven insan olarak ilan edeceklerdir.
Kaynaklar
1. M. Kemal Atik, Kur’ân ve Çevre, Kayseri 1992, s.96.
2. İbrahim Özdemir, Münir Yükselmiş, Çevre Sorunları ve İslâm, Ankara 1995, s.114-116.
3. R.N.K., İkinci Şua, I, 851. (Makalemizde istifade ettiğimiz Risâle-i Nur için kaynak olarak, değişik baskılardan bulma zorluğuna binaen, Risâle-i Nûr’da ilgili kitabın ismi ve bölümünü verdik. Ayrıca Külliyatın tamamının iki ciltte basıldığı baskının sayfa numarasını verdik. Kaynaklı-İndeksli-Lügatli Risâle-i Nûr Külliyatı (R.N.K.), Nesil yay. İstanbul, 1996)
4. RN.K., 30. Lem’a, 4. nükte, 3. İşaret, I, 807. Kâinatın, mücessem bir kitab-ı Sübbânî ve cismanî bir Kur’ân-ı Rabbânî ve Allah’ın kudretini bildirdiğine dair bkz. R.N.K., Şuâlar, yedinci Şuâ I, 914 ve 917; On Birinci Şuâ, I, 955. Aslında Yedinci şuâ, ‘Âyetü’l-Kübrâ, Kâinattan Hâlıkını soran bir seyyahın müşahedatıdır’, tamamı itibariyle bu konu üzerinde durmaktadır.
5. R.N.K., On Altıncı Mektup, Dördüncü Nokta, I, 377. Diğer misaller için bkz. R.N.K. Yirmi Dördüncü Söz, Dördüncü Dal, I, 153, 155.
6. R.N.K., Yirmi Sekizinci Lem’a, I, 727-728.
7. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 235.
8. R.N.K., Yirmi Sekizinci Lem’a, I, 727-728.
9. R.N.K., Yirmi Sekizinci Lem’a, I, 727-728. Sineklerle ilgili görüşlerini Sinek Risalesi isimli müstakil bir Risâlede ifade eden Bediüzzaman’ın bu risalesinin tamamını okumalarını değerli okuyucularımıza özellikle tavsiye ediyoruz.
10. R.N.K., Yirmi Sekizinci Lem’a, I, 728; Diğer bir örnek için bkz. Yirmi Sekizinci Lem’a, I, 728, hâşiye.
11. R.N.K., Yirmi Dördüncü Söz, Dördüncü Dal, I,154-155.
12. R.N.K., Yirminci Söz, İkinci Makam, Mukaddime, I, 105.
13. bkz.: R.N.K., Tarihçe-i Hayat I, 2126.
14. R.N.K., 21. Mektup, I, 468.
15. R.N.K., Emirdağ Lâhikası-I, II, 1749.
16. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursî’yi Anlatıyor, İstanbul 1993, II, 150.
17. Şahiner, Son Şahitler, III, 59.
18. Şahiner, Son Şahitler, III, 141.
19. Şahiner, Son Şahitler, III, 126.
20. Şahiner, Son Şahitler, III, 59.
21. Şahiner, Son Şahitler, IV, 174.
(Prof. Dr.) Davut Aydüz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://farukim.eniyiforum.org
farukiler
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 122
FORM AKTİVASYON PUANI : 300
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 20/12/08

MesajKonu: Geri: ALLAH (CC) SANATI   Perş. Eyl. 23, 2010 11:00 pm

Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Her şeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdârdır. Neml Suresi 88

Allah dünyamıza baktığımızda en büyük ve sabit görünümlü şekili olarak dağları görmekteyiz. İlk bakışta sabit gibi gözükse de, ayetinde dediği gibi dağlar hareket halindedir. Ayet o dönemin insanı için inanılmaz bir bilgi vermektedir. Kuran dünyanın hareket halinde olduğunu söylemektedir. Bir diğer taraftan dağlar yeryüzü ile birlikte uzayla beraber hareket ederken aynı zamanda bağlı oldukları kıta parçasıyla hareket halindedir. Yerkabuğunu oluşturan okyanus ve levhalar birbirlerinin altına girmekte veya sürtünmektedir. Hareket hızı olarak da bu olay yıllık 3cm ile 15cm arasındadır. Sonuçta bizim sabit zannetttiğimiz o koca dağlar aslında hareket halindedir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://farukim.eniyiforum.org
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ALLAH (CC) SANATI   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ALLAH (CC) SANATI
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Günlük....

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ALLAH C.C. HZ MUHAMMED (S.A.S) İSLAM VE TASAVVUF,MÜSLÜMAN,ALİMLER,EVLİYALAR  :: KÜLTÜR VE SANAT :: KÜLTÜR VE SANAT :: SANAT-
Buraya geçin: